Yazı Atölyesi Blog Sitesi

“Kapımıza değil, Kalbimize vuran buyursun!” Şems-i Tebrizi — http://yaziatolyesi.com/

Genel, Kitaplar, Sinema Sanat Haberleri

Dr. Muhsin Boz, Tottenham Çocukları Kitap Yorum ve Özeti


Dünyanın en kötü duygusu, yalnızlık, istenmemek ve hep alay edilmekti.

tothennam-640x334.png

 

Sivas doğumlu Dursaliye Şahan’ın ilk roman denemesi. Başka edebi türlerde çalışmaları var mı? Elbette. Özellikle öykü edebi türüyle kalbi atıyor, yatıp kalkıyor, soluyor… Pek çok öykü yarışmasında ödüller almış. Düzenlediği kitapların yanında yayımlanmış öykü kitapları da var. Edebi renkliliğinin yanı sıra mesleki renklilik… : banka memurluğu, temizlik işçiliği, öğretmenlik, gazetecilik.

Tottenham Çocukları, ilk roman denemesi olduğu halde oldukça başarılı. İtiraf edeyim ki, beklediğimin çok üstünde bir kitap.

Doğu’da, Şirvan’ın Heredile adlı bir köyünde, ailesiyle beraber yaşayan Keko lakaplı (asıl adı Ali Kemal) 13 yaşında bir Kürt çocuğu, ilkokul diplomasını almaktadır. Daha törendeyken, 2-3 hafta sonra köyden kaçmanın planlarını yapmaktadır. Hedef, Ankara’dır. Ama hedeflere çoğu zaman tam varılamaz. Hedefteki ilk engel babadır. Baba dayağı, henüz 13 yaşındayken evlendirme planları, hesapları… Hep çocuk gelinler işlenir ya toplumumuzda… Çocuk damatlar ıskalanır. Evet, bu toplum onun da sancısını çekiyor. Köyden kaçıp gitmek isteyen sadece Keko değil, ondan bir-iki yaş büyük ve küçük çocuklar da. Keko’dan 2-3 yaş büyük, ilkokul ikiden terk amcasının kızı Gülistan da kaçma planları yapmaktadır. Gülistan, babaanne tarafından “ocaktaki en edepsiz avrat” olarak sayılmaktadır. Gülistan köyden kaçmak için kendince bir plan yapar: “Keko beni kaçır!” Ama Keko Hatun adında bir kızla nişanlandırılır. Hatun’un Keko’dan tuhaf bir isteği var: Takılınca, bol olduğu için düşen yüzüklerin iplerle daraltılarak parmaklara geçirilmesi…  Evlenmeden, ömür boyu nişanlı kalınarak yüzüklerin parmaklarda öylece durması…

Keko kaçma planları yaparken, Rahmi adında bir amcasının olduğunu öğrenir. Rahmi köyü yıllar önce terk etmiş (aslında baba tarafından kovulmuş) ve İstanbul’a yerleşmiştir. Dede, neredeyse Rahmi’yi hayatından silmiştir. Ama beklenmedik birtakım olaylar olur ve dedeyle, Keko İstanbul’a giderek Rahmi’nin evine yerleşirler. Ama o da ne! Amca ocağında amca şiddeti! Babasından sonra bir de amcasından dayak yer. Keko’nun bir kuzeni vardır. Tahir. Öylesine sindirilmiş ki hayatta… adeta zekâ seviyesi düşük bir evlat muamelesi görmektedir. O da değişik nedenlerle okulu bırakmıştır.

TV reklamlarından olayların 1975-1980’li yıllarda yaşandığını öğreniriz. Keko, özel bir koleje para ödemeden burslu olarak başlar. Bu okula girmesinde amcasının payı vardır. Çünkü amcası okulun servis şoförlüğünü yapmaktadır Ancak bu defa okulda değişik şekillerde şiddetle karşılaşır: … “… Dünyanın en kötü duygusu, yalnızlık, istenmemek ve hep alay edilmekti.” “…Yeni sınıfımdaki bütün çocuklar, sözleşmiş gibi, yüreğimde küçüklü büyüklü birer yara açmayı başarıyordu. O yaralar bazen yeni duygulara yeni düşüncelere dönüşüyor, nadiren de güçlenmeme neden oluyorlardı. Bulutlara yakın bir yerde bir ipin üzerinde sirk cambazı gibi yürüyor, düşmemek için gayret ediyordum.”  Şiddete bir de etnik baskı girer. Kürt kimliği! Bu kadar sorun varken, bir de Aycan adında bir kıza âşık olur. Keko, bir gün çok zor bir durumda olan bir kedi yavrusunu ağaca tırmanarak kurtarır. Bazı arkadaşları artık onu sayarken, okul idaresi ve diğer arkadaşları tam tersine eleştirirler. Hatta sürekli onunla uğraşan Levent adındaki bir öğrenci ona, “mankey” (maymun) adını takar. Keko’nun yeni yetenekleri keşfedilir: Çok hızlı koşma, güzel futbol oynama. Onunla her daim uğraşan, alaya alan Levent’i öfkesine hâkim olamayarak döver. Okuldan atılma noktasına gelinir. Keko kendince gerekeni yapar: Okulu terk eder; dönmemek üzere kaçar.

Ama bu arada okulun futbol takımına seçilmiştir. Hem okulun sahibi, hem öğretmenler, hem idare Keko’dan futbol adına çok şeyler beklemektedir. Okul idaresi onu yeniden kabul eder. Keko, istemeye istemeye ayak sürüyerek okula döner ve yeniden başlar. Yeni adı çok hızlı koştuğu için, Tavşan Keko.

Derken Gülistan İstanbul’a gelir ve Keko’yu bulur. Dudak uçuklatan bir şekilde köyden kaçmıştır. Gülistan’ı, yasak olduğu halde gizli bir şekilde okula alır. Bodruma kazan dairesine indirir. Yarı aç yarı susuz onu öylece okulda bırakır o gece. Ama Gülistan bu! Kazan dairesinden çıkar, kantin kapısını kırar ve karnını bir güzel doyurur bisküvilerle. Kazan dairesinin isi üzerinde, Aycan’la tanışır. Gülistan öyle cesur bir kız ki, gece Rahmi’nin evine gelir. Adeta polisiye filmlerine taş çıkartacak şekilde eve girer, kimseye görünmeden banyosunu yapar. Evden çıkar ve Aycanların evine gider. Temizlikçi olarak işe alınmıştır: “Ben dağa çıkıyorum,” diye bir mektup bırakarak köyden çıkan Gülistan abla, kaçtığının dokuzuncu günü Aycanların evinde hizmetçi olarak işe başlamıştı. Peki, ilk yedi gün nerelerdeydi. Kim bilir neler yaşamıştı?”

Bir süre sonra ilginç bir gelişme olur ve Gülistan’ın hamile olduğu anlaşılır. Aslında İstanbul’a geldiğinde hamiledir. Bu yüzden işten çıkarılacaktır. Tam o sırada, çok istemesine rağmen yıllarca çocuk sahibi olamayan Aycan’ın teyzesi olanları duyar. Gülistan’ın gayrımeşru çocuğunu kabul edecektir. Aycan’ın teyzesi Filiz Hanım’ın eşi polis müdürüdür. Bu durum, gelişmesi olasılık dâhilinde olumsuz bir takım olayların da sigortasıdır.

Artık her şey yolunda gibi giderken bir haber alınır: Keko’nun babası Ajar korucu olmak zorunda bırakılmıştır. Gülistan, Keko ve dede olanlara çok üzülürler. En çok da dede… “Bir korucunun babası olacağına bütün evlatları ölse evladır.”

Zaman hızla akıp giderken, Gülistan’dan sonra Keko da Aycan’ın ailesi tarafından sayılır, sevilir. Yazlığa davet edilir. Hatta ona kıyafetler alınır: Mayo, gözlük, şapka, üst baş, ayakkabı. Keko artık kitap da okumaktadır. Halk Kütüphanesi’ne giderek kitaplar alır. Hayyam, Anton Çehov… okuduklarının arasındadır. Gülistan bir oğlan çocuğu doğurur. Ali Kemal ortaokulu bitirmiş, liseye başlamıştır. Yarıyıl karnesini aldıktan kısa bir süre sonra Korucu Ajar baba, vurulur. Kimin vurduğu belli değildir. Derken, lise birinci sınıfı bitirir Keko ve takdirname alır.

Kuzeni Tahir gibi içleri enerji dolu binlerce, onbinlerce genç vardır Türkiye’de.  Bu enerji adam gibi bir yere kanalize edilemediğinden bu gençler patlamaya hazır, öylece dururlar. Bu enerji kullanıldı kullanıldı; kullanılmadığı zaman başka yerlere akıp gider. Bir defasında Keko’ya: “Ben siz geldikten, dedemi tanıdıktan sonra hayatı sevdim,” diyen Tahir Kato dağına gidip savaşçı olmaya karar verir. Gider de. Hatta dağa ulaşır ve örgüte katılır. Keko İstanbul’dan Heredile’ye gelir, Fatih öğretmeni bulur ve dağa henüz tam çıkmayan Tahir’i kurtarır. İstanbul’a dönülür. Büyük bir sevinç vardır ailede.

Keko, lise-2. sınıfı bitirir. Keko ve yenge (Rahmi Amca’nın eşi) pazardan dönerken Gülistan’la karşılaşırlar. Yenge İstanbul’a geldiğinde Gülistan, henüz memede bir bebektir. Doğal olarak Gülistan’ı tanımaz. Tanıştıktan sonra eve davet edilir. Eve girdiklerinde, dede uyumaktadır. Gülistan dayanamayıp dedenin ceketinin ucunu öper, ağlar… Geliş nedeni, nikâha davet. Kimin nikâhı? Gülistan-Ozan çiftinin. Ozan kim? Aslen Bursalı bir güvenlik görevlisi. Nikâhta Aycan-Keko da vardır. Artık aşklarını birbirlerine itiraf etmişlerdir.

Ve son bölümün başlığı: Büyü Bozuluyor. Kocası Ajar’ı kaybeden Keko’nun annesi töre gereği ölen kocasının kardeşleri ile evlenmek istemez. Tuhaf bir şekilde insan tacirlerinin eline düşer ve Londra’ya gelir. Yıllarca çalışsa altından kalkamayacağı, ödeyemeyeceği senetlere imza atar. Çok kötü şartlarda fabrikalarda çalışmaya başlar. Keko, aylar sonra annesinden haber alır. Londra’ya gelir, annesini bulur. O da çalışmaya başlar ama bir anda kendini uyuşturucu çetelerin içinde bulur. Aziz adında bir uyuşturucu tüccarının tuzağına düşer. Keko’artık öyle bir noktaya gelir ki…

Bir arkadaşıyla intihar eder. Arkadaşı ölür ama kendisi ilkin ölmez, hastaneye kaldırılır…

Kitap bu şekilde biter. Peki, Yazara Dursaliye Şahan bu romanı yazmakla neyi hedefledi? Bir okur olarak şunu anladım. Demin de söz ettiğim gibi Türkiye’de içleri enerji dolu binlerce/ onbinlerce genç vardır. Bunların çoğu değişik nedenlerle küstürülmüştür. Eğer bu enerji dikkate alınır ve gençler kazanılırsa kimse dağa çıkmaz. Gülistan karakteri ile bu mesaj verilmek istenmiştir. Gülistan her şeye rağmen normal yaşama tutunmaya çalışıyor: Aşiret törelerine kendince itiraz ediyor. Gençliğini yaşıyor, sevişiyor, hamile kalıyor. Dağı değil, İstanbul’u seçiyor. Çocuğunu doğuruyor, evlatlık veriyor ve de evleniyor. Evlatlık verdiği aileye baktığınızda…  “Güvenlik mesleği”nden ekmek parası yiyen insanlar. Bir süre sonra nikâh kıydığı Ozan adlı gencin mesleği: Güvenlik. Bilmem, sizler de o çok ince çizgiyi gördünüz mü? Dağa çıksa hayatın akışı nasıl bir anda tamamen değişik olacaktı. Çıkmayıp da nasıl seyrediyor, nasıl akıyor?

Ufak bir katkı. Doğa betimlemeleri çok az. Eğer kitabın devamı gelecekse, satırların biraz da doğayla bezenmesi, soluklandırılması gerek.

Dursaliye Şahan hedefine ulaştı mı? Bence fazlasıyla.

Kitap: Dursaliye Şahan, Tottenham Çocukları (Roman), Sola Yayınları, 2016

Muhsin Boz, 2017,  Antakya 

 

https://www.e-koc.org/dunyanin-en-kotu-duygusu-yalnizlik-istenmemek-ve-hep-alay-edilmekti/embed/#?secret=spqcNDzHqu

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: